Kalimera Fason Radyo dinleyicileri ve blogumun sadık takipçileri! Ben Stelyo, yine mikrofonun ve klavyenin başındayım. Bugün komşu Yunanistan’ın matbuatında yine Türkiye’miz başrolde. Ankara’daki zirvenin ardından yapılan açıklamalar, yeni icat edilen jeopolitik “eksenler” ve Balkanlar’a uzanan bir tarih gezintisi… Gelin bakalım, komşu medyasının Ege’nin bu yakasına dürbünle baktığında bugün neler görmüş.
Ankara Zirvesinin Yankıları: Batı Trakya ve 10 Milyar Dolarlık Ticaret
Ta Nea ve ekathimerini gazeteleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan Miçotakis ile yaptığı görüşmeye dair açıklamalarına geniş yer ayırmış. Erdoğan, görüşmede Ege ve Akdeniz’deki pozisyonların ele alındığını belirtmiş. Buraya kadar her şey normal. Ama asıl hassas konu, Batı Trakya mevzusu. Sayın Erdoğan, Miçotakis’e “Batı Trakya’daki Türk azınlığın eğitim ve dini haklarından tam olarak yararlanmaları yönündeki beklentilerimizi ilettim” demiş.
Tabii “Türk azınlık” ifadesi kullanılınca komşuda hemen bir kaşlar kalkıyor, sinirler geriliyor. Malum, onlara göre Lozan Antlaşması’na istinaden oradakiler sadece “Müslüman azınlık”. “Türk” kelimesi adeta tehlikeli bir kelime muamelesi görüyor. Sanki oradaki insanlar kendi kimliklerini bilmiyorlarmış da, Ankara’dan birinin hatırlatması gerekiyormuş gibi… Erdoğan’ın “tam olarak yararlanmaları” vurgusu da manidar. Demek ki bir şeylerin eksik olduğu düşünülüyor Ankara’dan bakınca. Neyse ki bir de parlak bir hedef var: iki ülke arasındaki ticaret hacmini 7 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkarmak. Belki paranın sesi, kelimelerin yarattığı gerginliği biraz bastırır, ne dersiniz?
Kaynak: Ta Nea, ekathimerini
Yunanistan ve Hindistan, “Türkiye-Pakistan Eksenine” Karşı!
Durun durun, sıkı tutunun! Naftemporiki gazetesi sayesinde yeni bir “eksen”imiz olduğunu öğrendik. Meğer Türkiye ile Pakistan bir “eksen” oluşturmuş ve bu eksene karşı da Yunanistan ile Hindistan, iyilik ve adalet için güçlerini birleştirmiş. Habere göre Atina-Yeni Delhi ilişkileri, özellikle savunma alanında, bu “Türkiye-Pakistan eksenine” karşı stratejik bir önem kazanmış.
İnsan okurken kendini soğuk savaş döneminden kalma bir casusluk filminin içinde hissediyor. Sanki Ankara ve İslamabad’daki gizli karargahlarda hummalı bir şekilde dünya hakimiyeti planları yapılıyor da, Atina ve Yeni Delhi’deki kahramanlar da son anda bu şer ittifakını durdurmaya çalışıyor. Jeopolitik analiz mi okuyoruz, yoksa bir sonraki James Bond filminin senaryosunu mu, gerçekten ayırt etmek güç. Bu “eksen” muhabbetleri nedense hep çok dramatik oluyor.
Kaynak: Naftemporiki
Komşudan Bir Balkan Tarihi Notu: Bulgaristan Türkleri
Naftemporiki’de dikkatimi çeken bir diğer haber ise Bulgaristan’daki Türk azınlığın tarihine ve kimlik arayışına odaklanıyor. Yazıda, Sofya’daki asırlık Banya Başı Camii’nden yola çıkılarak, komünist dönemde Türklere yönelik uygulanan ve “Yeniden Doğuş Süreci” gibi şık bir ismin arkasına saklanan acımasız asimilasyon politikaları ve ardından yaşanan “Büyük Gezi”, yani zorunlu göç anlatılıyor.
Balkanlar’daki Türk varlığının yaşadığı dramları konu alan bu tür yazıların Yunan basınında yer alması ilginç. Acaba bu, sadece entelektüel bir tarih ve toplum analizi mi, yoksa Batı Trakya’daki durumu akıllara getirmek için yapılan dolaylı bir gönderme mi? Niyet ne olursa olsun, tarihin o karanlık sayfalarını ve insanların kimlikleri için verdikleri mücadeleyi hatırlamak, her zaman ders çıkarılması gereken bir konu.
Kaynak: Naftemporiki

