🇬🇷 Komşu’dan Türkiye Haberleri – 15 Şubat 2026

Fason Radyo’dan herkese merhaba! Ben Stelyo. Komşunun mutfağında bugün neler pişmiş, Türkiye tenceresinde neler kaynamış, hep birlikte bakalım. Ankara’daki zirvenin yankıları Atina’da hala devam ediyor. Kimileri “sakin sular” şarkısını mırıldanırken, kimileri de bütün bu olan bitenin bir “Kabuki tiyatrosu” olduğunu, yani her şeyin göstermelik olduğunu iddia ediyor. Bir de okyanus ötesinden gelen bir “uzman” var ki, Türkiye’ye akıl vermeye doyamamış. Gelin, bugünün manşetlerine birlikte dalalım.

Amerikalı Uzmandan Türkiye’ye ‘Dost Tavsiyeleri’ Listesi

Bugün Ta Nea gazetesinde Columbia Üniversitesi’nden David L. Phillips’in pek “yapıcı” bir röportajı var. Sayın Phillips, Türkiye’ye adeta bir yapılacaklar listesi çıkarmış. Efendim, neymiş? Türkiye, Kıbrıs’ta iki devletli çözüm ısrarından vazgeçmeliymiş. Çünkü bu, “kışkırtıcı” bir yaklaşımmış ve çatışma riskini artırıyormuş. Elbette, Türkiye zaten keyfi için düzenlemişti Barış Harekatını. Oradaki Türkler’e herkes çiçek uzatıyordu, hiç sorunları yoktu, öyle değil mi? Sayın uzman, adadaki Türk toplumunun yarım asırdır süren endişelerini, taleplerini ve varoluş mücadelesini bir kenara bırakıp “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon en yapıcı yaklaşımdır” diyor. Hatta bir de lütufta bulunmuş: Türkiye, bir iyi niyet göstergesi olarak adanın tamamına su verirmişse ne kadar güzel olurmuş. Bununla da bitmiyor tabii. Türkiye, S-400 alarak NATO’ya “ihanet etmiş”, Rusya, Çin ve İran’la aynı safta yer almamalıymış, Ermeni Soykırımı’nı tanımalıymış, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmalıymış, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi siyasi tutukluları serbest bırakmalıymış… Liste o kadar uzun ki, bir ara Türkiye’nin adını değiştirip “Herkesin Her İstediğini Yapan Ülke” koysak mı diye düşünmedim değil.

Kaynak: Ta Nea

Zirve Sonrası Atina: “Sakin Sular” mı, “Kabuki Tiyatrosu” mu?

Gelelim asıl meseleye, yani Miçotakis-Erdoğan görüşmesinin yankılarına. Komşu basını bu konuda tam anlamıyla ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda, zirvenin olumlu geçtiğini, diyalog kanallarının açık tutulmasının önemini ve imzalanan yedi anlaşmayla “sakin sulara” doğru yelken açıldığını düşünenler var. Bu görüşe göre, iki lider de sorunları biliyor ama gerilimi tırmandırmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmayı seçiyor. Özellikle ticaret hacmini artırma, turizmde vize kolaylığını devam ettirme ve İzmir-Selanik feribot hattı gibi somut adımların altı çiziliyor. Bu yazılarda, iki ülkenin de dış müdahaleye kapıları kapatıp sorunlarını kendi aralarında çözme iradesi gösterdiği vurgulanıyor.

Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Profesör Athanasios Platias gibi isimler, Ankara’da yaşananları geleneksel bir Japon tiyatrosu olan “Kabuki”ye benzetiyor. Yani her şeyin sembolik olduğu, özünde ise hiçbir şeyin değişmediği bir gösteri. Bu yoruma göre, “sakin sular” ifadesi gerçeği yansıtmıyor, mevcut durum daha çok “kontrollü bir gerginlik” hali. Türkiye’nin “Mavi Vatan” gibi iddialarından vazgeçmediğini, bu sakin görünümün ardında Batı’dan F-35 gibi silah sistemleri alma ve Avrupa savunma sanayisine dahil olma isteğinin yattığını iddia ediyorlar. Meğer o tokalaşmalar, o gülümsemeler, hepsi birer rol icabıymış. Biz de diyalog yeniden canlandı diye seviniyorduk. Meğer Japonya’dan ithal bir tiyatro oyununun parçasıymışız da haberimiz yokmuş.

Kaynaklar:

Yunanistan’da Farklı Bir Ses: “Asıl Uzlaşmaz Taraf Biz miyiz?”

Bütün bu tartışmaların arasında Profesör Alexis Heraklides’in yine Ta Nea’da kaleme aldığı bir köşe yazısı dikkat çekiyor. Heraklides, Yunanistan’ın Ege’deki tutumunu oldukça cesur bir dille eleştiriyor. Yunanistan’ın “tek sorun kıta sahanlığıdır” şeklindeki katı tutumunun ve sürekli ertelemeci tavrının ülkeyi uluslararası alanda “uzlaşmaz” taraf konumuna düşürdüğünü söylüyor. Yazıda, Türkiye’nin adaların silahsızlandırılması veya Yunanistan’ın 6 mil karasuyuna rağmen 10 millik hava sahası ilan etmesi gibi konuları gündeme getirmesinin “inandırıcı argümanlar” olduğu belirtiliyor. Hatta yazar, Kıbrıs meselesinde 2004’ten bu yana çözümsüzlüğün faturasının büyük ölçüde Rum liderliğine ait olduğunu söyleyerek komşuda pek de sık duyulmayan bir özeleştiri yapıyor. Yunanistan’ın toprak bütünlüğüne yönelik tehdit algısını “milliyetçiler tarafından beslenen bir paranoya” olarak nitelemesi ise cabası. Komşu basında bu kadar özeleştirel ve yapıcı bir yazıya denk gelmek şaşırtıcı ama bir o kadar da umut verici.

Kaynak: Ta Nea